Tefekkür Nedir Faziletleri Nelerdir

0

Tefekkür Nedir?

Tefekkür günahlarını Allah’ı (zatında değil), Allah’ın yarattığı ger şeyi düşünmek ve bundan ders çıkarmaktır. Kur’an’da akıl ile tefekküre çokça yer verilmiş olması bizleri düşünmeye teşvik etmektedir. Peki nasıl düşünmeli ve tefekkür etmeliyiz?

Tefekkür İle İlgili Ayet-i Kerimeler

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede:

“Onlar ki, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allâhʼı zikrederler…” (Âl-i İmrân, 191) buyurmaktadır.

İnsan, her an bu hâllerden biri üzere bulunduğuna göre, demek ki Rabbimiz, biz kullarını yalnız ibadetler esnâsında değil, her hâlükârda, dâimî zikir hâlinde bulunmaya dâvet etmektedir.

Aynı âyet-i kerîmenin devamında da şöyle buyurmaktadır:

“…Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve şöyle derler:) «Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Senʼi tesbîh ederiz. Bizi Cehennem azâbından koru!»” (Âl-i İmrân, 191)

Yani zikrin kemâline erebilmemiz için, kâinatta sergilenen ilâhî kudret ve azamet tecellîleri üzerinde, tefekkür derinliği kazanmamız lâzım gelmektedir.

Hakîkaten, bu tefekkür neticesinde kulun kendi hiçlik ve acziyetini idrâk etmesi; kalbinde derûnî ürperişlerle, haşyet ve hayret duygularının neşv ü nemâ bulmasına vesîle olur.

 

Tefekkür’ün Faziletleri (5 Madde ile hem tefekkür edelim hem de tefekkürün faziletlerini öğrenelim:

  • Allah’ın Yarattıklarını Düşünmek

Allah’ın yarattığı varlıklar üzerinde düşünmek, Allah’ın hikmetlerini düşünmek Allah’a olan imanımızın artmasına ve şükretmemize vesile olur. Düşünün saçımız, tırnağımız sürekli uzarken; ya boyumuz, kollarımız, bacaklarımız da uzasaydı? Evrene bir bakın bu eşsiz düzenin tek sahibi; yaratıcısını düşünün ve Allah’a her daim hamd etmek için yeterli değil mi? “O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” (Mülk Suresi 3-4. Ayet)

  • Günahlarını Düşünmek

Allah’ın bize vermiş olduğu onca nimete rağmen; nefsimize uyarak günah işleyip, gaflet içinde yaşadığını düşünmek, Allah’a karşı utanmaya ve günahlardan uzaklaşıp sevap işlemeye vesile olur. Biliyorsunuz ki nefsi ve aklı Allahu Teala sadece insanlara vermiştir. Aklı ile düşünüp nefsinin kölesi olmaktan kurtulup bu dünyada ki nimetlerin farkına vararak, huzurlu bir hayat sürebilmemiz için. “İçinde dinlenesiniz diye geceyi, (işlerinizi) görmenizi sağlasın diye gündüzü size bahşeden O’dur. Kuşkusuz dinlemesini bilen bir topluluk için bunda dersler vardır.” (Yunus Suresi 67. Ayet)

  • Azaplarını Düşünmek

Allah’ın bildirdiği azapları düşünmek; Allah’tan korkmaya ve günaha düşmemeye, kötü amel işlemekten sakınarak bu dünyayı ahireti için harcamaya vesile olur. Bizler günlük hayatımızda nasıl ki attığımız her adımın sonucunu madde hayatı bakımından düşünerek hareket ediyorsak; bu dünyada ki tüm fiillerimizin de Allah tarafından görüldüğünü ve sonuçlarının ahirette değerlendirildiğini düşünerek hareket etmeliyiz. “Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!)” (Âl-i İmran Suresi 191. Ayet)

  • Sevapları Düşünmek

Allah’ın vaat ettiği sevapları düşünmemiz; bizlerin bu dünyayı iman, ibadet ve salih ameller işleyerek geçirip ahirette cennete girecek kullardan olmaya vesile olur inşallah. Bu dünyada ahiretini düşünerek, Allah’ın rızalığını kazanmak için bizlere vaat ettiği sevapları düşünerek amel işlemeliyiz. “Kör ile gören, iman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz.)” (Mü’min Suresi 58. Ayet)

  • Akıl ile Doğruyu Düşünme

Akıl ve doğru düşünen kişi, evreni ve yaratılış sebeplerini anlar ve Allah’a karşı vazifesini bilerek yaşar. Allahu Teala biz insanlara akıl vererek; indirdiği ayetleri okuyup, anlamamızı ve hayatımızı bu doğrultuda yaşamamızı istemektedir. “Bu bir mübarek kitaptır ki onu sana, insanlar âyetleri üzerinde iyice düşünsünler, akıl iz‘an sahipleri ondan dersler, öğütler alsınlar diye indirdik.” (Sâd Suresi 29. Ayet)

 

Tefekkür Çeşitleri

  • HAYVANLARI TEFEKKÜR

Meselâ, üzerinde yaşadığımız şu koskoca Dünya, kâinat içinde âdeta çöldeki bir kum tânesi veya deryada bir damla gibi kalıyor. Bizler de o damlanın içindeki zerrelerin de zerresiyiz. Müteâl, yani idrâk ötesi mükemmellik sahibi olan Rabbimizʼin melekûtu, kudreti, sanat ve saltanatı ne kadar da muazzam! Sübhânallah!..

Bir filin içine milyonlarca karınca konulsa yine de dolmaz. Lâkin filin hayâtiyetini temin eden organlar, bir karıncanın, hattâ ondan daha küçük canlıların içinde de var.

  • BİTKİLERİ TEFEKKÜR

asit birer ot gibi gözüken çeşitli bitkilerin topraktan bulup çıkardığı muhtelif renkler, kokular, tatlar ve değişik şekillerdeki yapraklar, hiçbir kimyâgerin bir eşini yapmaya muktedir olamadığı, ne hârika şeyler!.. Bütün bunlar, Cenâb-ı Hakkʼın “el-Bârî, el-Musavvir” sıfatlarının ayrı ayrı tecellîleri…

  • RIZKIMIZI TEFEKKÜR

Yine hayrete şâyandır ki, Dünya ve içindeki canlılar yaratıldığından beri, hiçbir canlının rızkı ihmâl edilmeden, sayısız ilâhî sofralar kuruldu, hâlen de kuruluyor. Bir düşünecek olursak; Dünyaʼnın dörtte üçü su ile kaplıdır. Dörtte birinin büyük bir kısmı da bitki yetişmesine elverişli olmayan kayalık veya çöllerden oluşmaktadır. Geriye kalan çok az bir kısmı topraktır.

Fakat Cenâb-ı Hak ne yüce bir kudret sahibidir ki, bu sınırlı toprağı sonsuz bir istihâle ile, yani sürekli bir değişim ve dönüşümle, bütün canlıları doyuracak gıdâların kaynağı kılmaktadır. Üstelik her mahlûkâta da ayrı ayrı sofralar kurulmaktadır. Zira bir canlının yiyebildiklerini, bir başka canlı yiyemez. Tavuğun gıdâsı ayrı, koyunun gıdâsı ayrı, insanın gıdâsı ayrıdır…

  • SUYU TEFEKKÜR

Yine Cenâb-ı Hakkʼın hayat vesîlesi kıldığı “su” da çok büyük hikmetler taşımaktadır. İçtiğimiz suya bakıp tefekkür etmeliyiz ki Cenâb-ı Hak;

“Dileseydik onu acı bir su yapardık. O hâlde şükretmeniz gerekmez mi?”(el-Vâkıa, 70) buyuruyor.

Diğer bir âyet-i kerîmede ise:

“De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir?” (el-Mülk, 30) buyuruyor. Hakîkaten, öyle bir durumda ne yapabilirdik?!.

Yine bir bardak suyun mâcerâsı, yani yaratıldığı andan bugüne kadar yeryüzü ile gökyüzü arasındaki gidiş-gelişi, içinden geçtiği canlı-cansız varlıklar, gezip dolaştığı coğrafyalar yazılacak olsa, kitaplara sığmazdı.

  • KÂİNÂTI TEFEKKÜR

Öte yandan, son teknolojiyle îmâl edilmiş bir araba bile, bir müddet sonra ârıza yapıyor, eskiyor, neticede harâb olup hurdaya gidiyor. Dünyaʼyı ısıtıp aydınlatan Güneş ise, belki de milyarlarca yıldır çalışıyor, fakat en ufak bir ârıza yok. Semâdaki ilâhî takvim ve program, saniye şaşmadan, emrolunduğu şekilde işlemeye devam ediyor.

Rabbimiz bu hususa da dikkatlerimizi çekerek şöyle buyuruyor:

“O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allâhʼın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” (el-Mülk, 3-4)

Velhâsıl, bu kâinâtı ibret nazarıyla seyre çıkan gözler, hayretle geri dönerler. Nitekim, kâinatta sergilenen ilâhî sanat eserlerini ibretle temâşâ eden 19. asrın büyük şâirlerinden Ziyâ Paşa da hissiyâtını şu şekilde şiire dökmüştür:

Sübhâne men tehayyera fî sun‘ihi’l-ukûl

Sübhâne men bi-kudratihî ya‘cizu’l-fuhûl

“Sanatı karşısında akılların hayrete düştüğü, kudretiyle en üstün âlimleri bile âciz bırakan Allah Teâlâ’yı tesbîh ederim.”

Diğer bir beytinde de:

İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez,

Zîrâ bu terâzî bu kadar sıkleti çekmez.

diyerek ilâhî kudretin azameti karşısında beşerin âcizliğini dile getirmiştir.

TEFEKKÜR SONRASI RABBİMİZİ MEDH Ü SENÂ

Bizler de, akılları âciz bırakan ilâhî sanat hârikaları karşısında Rabbimizʼin rahmetine sığınarak;

“‒Aman yâ Rabbi! Sen ne yücesin! Senʼi her türlü noksanlıktan tenzîh ederiz. Bizler Senʼi lâyıkıyla medh ü senâ etmekten ve Senʼin azametine yaraşır bir kullukta bulunmaktan âciziz! Sana ne kadar hamd ü senâda bulunsak azdır. Sen bizim kulluk ve mârifetimizdeki noksanlığımızı, hamd ve şükrümüzdeki âcizliğimizi bağışla!..” niyâzında bulunmalıyız.

Sonra da, zuhûrunun şiddetinden gâib olan Rabbimizʼe hayranlık hissiyâtı içinde; tesbih, tahmid, tekbir, tehlil ve tâzimde bulunmalıyız. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın işittiği her şeyde Cenâb-ı Hakkʼı hatırlayıp kalp rikkati ve tefekkür derinliği kazanmalıyız.

Böylesine derin bir tefekkür ile kendini her an huzûr-i ilâhîde bilme neticesinde kalpte hâsıl olan hayret hâlinin, Muhammed Pârisâ Hazretleri’ndeki tezâhürlerinden biri şöyledir:

Muhammed Pârisâ Hazretleri, yatsı namazından sonra mescidin avlusunda asâsını göğsüne dayayıp bir miktar dururlar, yakınlarıyla ayaküstü kısa bir sohbetten sonra kendinden geçip öylece kalırlardı. Çok defa vâkî olan bu hâl, o kadar uzun sürerdi ki, müezzin sabah ezanını okurken tekrar hareket eder ve sabah namazını kılmak için yine mescide girerlerdi.[6]

Âdeta maddî âlemden sıyrılarak zaman ve mekânı unuturcasına yaşanan bu hayret ve gaybet hâli, ilâhî hikmet ve hakîkatlerin hayranlığı içinde, gönlün cezbolmasının bir neticesidir.

  • GÜZELLİKLERİN ASIL SAHİBİNİ TEFEKKÜR

Hazret-i Yusuf –aleyhisselâm-ʼın güzelliğine hayran kalarak kendinden geçen Mısırlı kadınların ellerinin kesildiğini hissetmeyecek duruma gelmeleri gibi; ilâhî sır, hikmet ve hakîkatlerle mest olup kendinden geçen Hak âşıkları da âdeta maddî âlemden tecerrüd ederler.

Düşünmek îcâb eder ki Yûsuf aleyhisselâm-ʼın cemâlini temâşâ etmek, insanı bu derece kendinden geçirirse; acabâ bütün güzelliklerin mutlak menbaı olan Allah Teâlâʼnın, sıfatları, nîmetleri, kudret ve azamet tecellîlerinin tefekküründe derinleşen bir kulun hâli nice olur?

TEFEKKÜRÜN NETÎCESİ

Bunu anlamak için peygamberlerin, Hak dostlarının ve kâmil müʼminlerin, ibadet ve tâatlerindeki huşû hâline bakmak kâfîdir.

Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– Efendimizʼin geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kıldığını bildiren Hazret-i Âişeradıyallâhu anhâ– vâlidemiz, bir defasında da şöyle buyurmuşlardır:

“…Rasûlullah –sallâllâhu aleyhi ve sellem– gece kalkınca önce dört rekât bir namaz kılardı ki, onların güzelliğini ve uzunluğunu hiç sorma! Sonra dört rekât daha kılardı ki, onların da güzelliğini ve uzunluğunu hiç sorma! Sonra üç rekât[7] daha kılardı…” (Buhârî, Teheccüd 16, Terâvih 1; Müslim, Müsâfirîn, 125)

Hazret-i Ali –radıyallâhu anh-’ın şu sözü de, Allah Rasûlü’nün ibadetteki aşk, vecd ve istiğrak hâlinin diğer bir misâlini göstermektedir:

“…İyi biliyorum ki, Bedir günü Allah Rasûlü –sallâllâhu aleyhi ve sellem– hâriç hepimiz uyumuştuk. Rasûl-i Ekrem Efendimiz ise sabaha kadar bir ağacın altında namaz kılıp gözyaşı dökmüştü.” (Müslim, Sıyâm, 204)

Buna benzer daha birçok hâdise, sahâbe-i kirâmın şâhitlikleriyle nakledilmektedir.

Demek ki, kalbi tam mânâsıyla Allâhʼa vererek vecd içinde yapılan ibadet ve tâatlere doyum olmaz.

Nitekim İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin torunu olan Şeyh Seyfeddin Hazretleri, bâzı geceler iki rekâtta hatim indirir ve Rabbiyle o husûsî mülâkatta gark olduğu hazzın hiç bitmemesi arzusuyla:

“Allâh’ım doyamıyorum, geceler ne kadar da kısa!..” diye ilticâ ederdi.

Rabbimiz, o velî kullarının, feyz, rûhâniyet, vecd ve istiğrak hâlinden bizlere de hisseler nasîb eylesin. Hayret ve haşyet tecellîleriyle Yüce Zâtʼını zikrederek kalbî rikkat ve teyakkuz hâlinde yaşamayı, cümlemize lûtf u keremiyle ihsan buyursun.

Âmîn!..

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Ekim-2015, Sayı: 356

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *