Gıybet (Dedikodu) Yapmaktan Nasıl Kurtuluruz?

0

Dedikodu Nedir?

Gıybet (dedikodu), bir kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemek, başka bir deyimle, kendimize söylendiği zaman hoşlanmayacağımız bir şeyi, din kardeşimiz hakkında arkasından konuşmamız anlamına gelir. Halk arasında dedikodu, gıybet ile aynı anlamda kullanılır.

Gıybet, insan veya insanla ilgili birtakım şeyler üzerinde olur. Kişinin bedeni, nesebi, ahlâkı, işi, dini, dünyası, elbisesi, evi, bineği… dedikodu konusu olabilir. Gözün şaşılığı, saçların döküklüğü, uzun veya kısa boyluluk, siyah veya sarı renkte olmak… Bunlardan alaylı bir şekilde bahsedilmesi sözkonusu kişinin kalbini kırar.

Kur’an ve Sünnet, gıybeti yasaklamıştır:

“Bir kısmınız diğerlerinizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemek ister mi? Bundan tiksindiniz değil mi?” (Hucurat, 49/12)

“Gıybet, kardeşini hoşuna gitmeyecek şekilde anmandır.”(Tirmizî, Birr, 23; Dârimî, Rikat, 6; Mâlik, Muvatta, Kelâm,10; Ahmed b. Hanbel, II/384, 386)

Başkalarına kardeşinin ayıplarını anlatmak, onun hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemek demek olduğundan, ancak dil ile söylemek haram olmuştur. Kaş-göz işareti yapmak, imâ, işaret ve yazı gibi gıybet anlamı ifade eden her hareket de gıybettendir. Meselâ, elle birisinin uzun veya kısa boyluluğuna işaret etmek, bir şahsın ayıpları hakkında yazı yazmak gıybettir.

Gıybeti tasdik etmek de gıybettir. Gıybet yapılan yerde susan kişi gıybete ortak olmuş olur. Diliyle gıybetçiye karşı duramayanın kalbiyle inkâr etmesi gerekir. (İmam Gazzâli, Zübdetü’l-İhya, Trc: Ali Özek, İstanbul 1969, 362, 363).

Allah Resulu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

“Bir kimse yanında hakarete maruz kalan bir mümine gücü yettiği halde yardım etmezse, Allah o kimseyi kıyâmet gününde insanların önünde rezil eder.” (Tebarâni).

– “Her kim gıyabında kardeşinin kusurlarını söyletmezse, kıyâmet gününde Allah da onun kusurlarını örtmeyi tekeffül eder.” (İbn Ebi’d-Dünya).

– “Ey kalbiyle değil, sadece diliyle iman edenler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayınız, ayıplarını araştırmayınız. Zira kim kardeşinin ayıp ve kusurlarını araştırırsa Allah do onun kusurlarını araştırır. Allah, kimin kusurunu araştırırsa onu evinin içinde bile olsa rezil ve rüsva eder.” (Ebû Dâvud, İbn Ebî Dünya)

Gıybet kul hakkına girdiği için, gıybetini yaptığımız kişiyle helalleşmeliyiz. Mümkünse ona gıybet ettiğimizi söylemeliyiz.

Eğer bir Müslüman gıybet ettiyse veya isteyerek gıybeti dinlediyse; “Allahım, bizi affet ve gıybetini ettiğimiz kişiyi de bağışla.” diye dua etmelidir. Ayrıca gıybetini yaptığı kişiyle karşılaşınca helallik almalıdır. (bk. Nursi, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup)

Gıybet Yapmanın Sebepleri Nelerdir?

  • İntikam duygusunu tatmin etmek,
  •  Arkadaşlarına uymak,
  • Gösteriş ve büyüklük yapmak; başkalarını küçültmek, kendini büyütmek,
  • Kıskançlık,
  • Hoşça vakit geçirmek, güldürmek için başkalarının ayıp ve kusurlarını ortaya sermek,
  • Küçük düşürmek için alay etmek. (bk. Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddin, Trc: Ali Arslan, İstanbul 19’72; VI, 522 vd).

Gıybetten Korunma Yolları

  • Az ve Lüzumlu Konuşmak

Çok konuşmayı adet edinen kimseler, birçok sevabı kaçırmaktan başka, dinine zarar veren şeyleri konuşmaktan da kendilerini alıkoyamazlar. Az konuşmak/ lüzumlu konuşmak ve susmak insanı birçok hatalardan ve gıybetten geri tutar.

Bu konuyu şu hadis-i şerifler izah etmektedir:

Hz. Muaz b. Cebel (ra) diyor ki:

Ben: “Resulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)’e konuştuğumuz her şey amel defterine yazılacak mı?” dedi.

Resulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) “Şunu iyi bil ki, insanları burunları üzere Cehenneme düşüren şey, onların dillerinin söylediği kötü sözlerdir. Sen sustuğu sürece kurtulursun. Konuştuğun zaman ya senin için ecir yazılır ya da günah yazılır!” buyurdu. (Taberani)

Bir kimse düşünmeden bir kelime konuşur, o yüzden doğu ile batı arasından daha derin bir cehennem çukuruna düşer! (Buhari, Müslim)

Sonuç olarak gıybeti terk etmek istiyorsak az ve düşünerek konuşma alışkanlığını geliştirmeli, bunun için de çalışmalar yapmalıdır. Yoksa ağzına her geleni konuşan biri gıybete nasıl gittiğini bilmediği gibi, gıybet tiryakisi olması da kaçınılmazdır.

  • Zamanı Hayırlı İşlerde Sarf Etmek

Bizi gıybete sürükleyen sebeplerden biri de vakti hayır yolda harcamamaktır. İmam-ı Gazali (r.h.) “Bir an dahi zikirden boş kalanı, yumurtanın beyazının sarısını kaplaması gibi şeytan kaplar ve o zaman şeytan ne olsa yaptırır.” buyurmaktadır. Evet, Allah (c.c.) hatırlamaktan yüz çevirenlere şeytan verdiği vesveselerle isyan etmelerine sebep olur ve yaptıracak çok (kötü) şeyler bulur. Bunlardan biri de yine gıybettir.

  • Arkadaş Seçimine Dikkat Etmek

Arkadaşlık kurduğumuz kimselerin bizlerin üzerinde olumlu olumsuz tesirleri olacağı şüphesizdir.

Nitekim bu hususta Resulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin” buyurdu. (Ebu Davud: 4833)

Kişiyi arkadaşından tanıyın. (Beyhakî)

İnsan uyuşabileceği insanla arkadaşlık kurar. Onun içindir ki, iyi kimselerle arkadaşlık iyi olmanın, kötü kimselerle arkadaşlık kurmak kötü olmanın alametidir. “Kötü arkadaştan zarar gelmez beni değiştiremez” demeyin bakın Resulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) ne buyuruyor: “Kötü arkadaş, demricilerin körükleri gibidir. Şayet üflediği ateş kıvılcımları seni yakmazsa, kokusu sana bulaşır.” (Buhari, Müslim)

Bu maddeyi de Frank Sherkani’nin şu sözü ile bitirelim:

“Başkalarının dedikodusunu yapan bir gün seninde dedikodunu yapar.”

  • İki Kişinin Sohbetinde Üçüncü Bir Kişiden Söz Etmemek

Gıybete götüren sebeplerden birisi de hazırda olmayan bir şahıstan bahis açmaktır. Hazırda olmayan bir şahıs hakkında konuşmamaya çalışılmalıdır. Belki her ne kadar birilerini övmek ve iyilemek kastıyla konuşsa da, o kişinin kötü taraflarını da konuşanlar olabilecektir.

Mecburi durumlarda başkalarından bahsederken de ancak zaruret miktarında bahsedelim. Mesela birinin yerini sorarken ciddiyetimizi takınalım ve kısa-öz kelimelerle soralım; çünkü sorduğumuz kimse, kötü huylara sahipse konu yine gıybete kayabilir.

  • Merhamet Duygularımızı Öne Çıkarmak

Gıybet yapmadan önce merhamet duygularımızı öne çıkarıp kişiye verebileceğimiz (tabii kendimize de verebileceğimiz zarardan ötürü kendimize de acıyalım) eziyetleri aklımıza getirelim ve gıybetin insanları acınacak hallere düşürebildiğini çok iyi bilelim.

  • Gıybeti Yapılanı Savunmak

Öncelikle belirtmeliyiz ki, gıybet yapan haram işlemiş olduğu gibi, dinleyip tasdik eden de haram işlemiş olmaktadır. Bir hadis-i şerfite Resulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Gıybet eden ve dinleyen günahta ortaktırlar!(Taberani)

Dinlemeyenler ne yapmalıdır?

Bir cemaat içinde bulunurken bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen, o kimse için yardımcı ol ve cemaati de ondan men et veya oradan kalk git. (Ramuz el-Hafis)

  • Kişiler Arasında Söz Getirip Götürenlere İtibar Etmemek

Büyük günahlardan biri olan nemime, üzücü ve dargınlığa sebebiyte veren sözleri bir insandan diğer insana taşımaktır. Bu işi yapana da “nemmam” denir.

Resulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

Laf getiren götüren, cennete giremez! (Buhari, Müslim)

Son söz: “Sana söz taşıyan kimse, senin sözlerini de başkalarına götürür!” (Hasan-ı Basri)

  • Maddi Rekabetlerden Uzak Durmak

Bugün görülen odur ki, maddi rekabet yüzünden bırakın sıradan kimseleri müttaki bilinen kimseler bile gıybetin cazibesine sürükleniyor.

  • Kimsenin Makamına Göz Dikmemek

Makam sevgisi (hubb-i câh) aşağı yukarı herkeste bulunan bir şeydir. Makam mevki olmak için birçok insan mücadeleye girişir. Tabii mücadele etmek bir çok günahı beraberinde getirir. Şüphesiz bu günahların en başlıcalarından biri de gıybettir.

  • Uzlete (Yalnızlık) Çekilmek

İmam Gazali, uzletin faydalarını sıralarken bir faydasının da “gıybetten kurtulmak olduğunu söylemiştir.”

  • Konuşmalarımızda Niyetimiz Haram Konuşmamak Olmalı

Resulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) yapılacak işlerde niyetin önemine: “Ameller niyetlere göredir” buyurarak dikkat çekmiştir. Buna göre bizlerin niyeti, bütün işlerimizde Allah (cc)’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Mesela bir meclise giriyoruz. Allah (cc) rızası için gitmeliyiz.

  • Kusurları Araştırmamak
  • Bizi Gıybete Sürükleyen Davranışlardan Kaçınmak
  • Maddi İmkanları Oluşturup İnsanlara Muhtaç Olmamak
  • Gıybete Sebep Olan Hastalıklardan Arınmak
  • Su-i Zandan Uzak Durmak
  • Hayâlı Hareket Etmek
  • Gıybet Konusunda İnsanları Bilgilendirmek

Gıybet Çeşitleri Nelerdir:

  • Alenî Sade Gıybet: Sevgili Peygamber (a.s.m.) gıybeti

“Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” 

şeklinde tanımlamış;

“Din kardeşinin yüzüne karşı söylemediğin şeyi ardından söylemen gıybettir.”

demiştir. Bir kişinin gıyabında ondan hoşlanmayacağı şekilde, hakkında doğru olan birşeyi söylemek, alenî gıybetin ta kendisidir. Futbolcuların oynama stilleri üzerinde konuşanları dinleyin; sanatçıların özel hayatlarına burunlarını sokan magazin tutkunlarının neler anlattıklarına bakın. Komşularınız, eşiniz, dostunuz ve hatta kendi evladınız hakkında gıyaplarında konuşurken hangi üslubu kullandığınıza bakın. Çoğu insan, değil gıybet ettiklerini, başkalarından bahsettiklerini bile fark etmiyorlar. Siz isimleri geçen insanların yerinde olsaydınız, kendinizden o şekilde söz edilmesinden hoşlanır mıydınız? Eğer hakkında konuştuğunuz kişi huzurda olsaydı, cümlelerinizi, hatta o andaki duruşunuzu değiştirme ihtiyacı duyar mıydınız? Eğer öyleyse -doğruları söylemeniz şartıyla- yaptığınızın adı gıybettir ve bu, gıybetin en sade formudur.

  •  İftiralı Gıybet: Peygamber (a.s.m.) devam eder:

“Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun; eğer yoksa bir de iftirada bulundun.”

İftira, kusurların en çirkinidir. Eğer gıybet ederken kullandığımız bilgi bizzat kendi gözlemimize ait değilse, başkasından duymuşsak, dilden dile kesinlikle değişime uğramıştır ve tam olarak doğru değildir.

Başkasından -veya dostlarımızdan- duyduğumuz bilgiyi aktardığımızda, sözlerimizin gıybeti aşarak iftiralı gıybete dönüşme ihtimali en az %80’dir. Çünkü insanların %80’i duyduklarının doğruluğunu tahkik etmezler; duygularını ve tercihlerini dolaştırdıkları söze katarlar; üstelik hafızaları bozuktur, bilgi dilden dile dolaşırken kırk farklı kimliğe bürünür. Bu konuda sürekli hassas davranmayanların ise defalarca iftira atma ihtimalleri %100’dür.

  • Gizli Gıybet: Çoğu zaman yaptığımız, kalbimizden geçirmek, yani zannetmek suretiyle gıybete girmektir. Gıybetin ne kadar kötü olduğunun vurgulandığı âyette, Kur’ân şöyle der

“Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın.”

Bütün zanlar ve tahminler değil; ama kimi zanlar, gıybet hâlini almaktan kendini kurtaramaz. Hazret-i Gazalî, bunu ‘kalp ile gıybet’ şeklinde tanımlamış; ‘bir kimsenin ayıbını insanın kendi kendine söylemesini’ bile reddetmiş; kalp ile gıybeti, ‘gözü ile kötü bir şeyi görmeden, kulağı ile duymadan, bir kimseye suizanda bulunmak’ şeklinde tarif etmiştir.

Şefkatli Yaratıcımız, kendisine karşı işlediğimiz suçlardan pişman olduğumuzda bizi bağışlayacağını söylüyor; ama kul hakkıyla şehit bile olsak, affımızı vaad etmiyor. Allah, kullarının haklarını kendi hakkından önemli tutmuştur. Haksız suizandan kul hakkı doğar. Gıybet temelde insanlara karşı işlenen bir suçtur ve onun affedilmesi yetkisi, gıybet edilen insanlardadır. Bu yüzden masumun ahlâkı, onuru hakkında delil olmaksızın kötü zanda bulunur da içimizdeki kötü zannı doğru kabul edersek, ağır bir bedel ödeyeceğiz.

Peygamber (a.s.m.) der ki,

“Bir kimse kardeşini bir kusur ile ayıplarsa, o kimse ölmeden o kusuru işler.”

Başkalarının hoşlanmadığımız özelliklerinin hangi şartlardan kaynaklandığını nereden biliyoruz? Kimlerin hangi zorluklar yoluyla kaderleri tarafından eğitildiklerini bilmeksizin, kimi kusurlu gözüken yönlerinin gizli bile olsa gıybetini yapmaya ne hakkımız var!

Değerli bir insan bize şunu anlatmıştır: Orta Doğu Teknik Üniversitesi fizik bölümünü kazanmış; bölüme kayıt kuyruğunda yanındaki kişiyle konuşurken, onun dokuz yıldır okulu bitiremediğini öğrenmiştir. İçinden, “Vay dangalak, bir okul dokuz yılda bitirilemez mi?” diye geçirmiş ve kendisi de o okuldan ancak dokuz yılda mezun olabilmiştir. Başımıza gelenlere bakalım; orada açık veya gizli gıybetleri yapılmış insanların haklarının iadesini görebilecek miyiz?

  • Münafıkâne / İkiyüzlü Gıybet: Gıybetin en utanç verici biçimidir ki, İmam Gazalî buna ‘münafıkâne gıybet’ demiştir.

Gıybeti yapan şöyle der: “Allah affetsin, o da bizim gibi bazen karıştırıyor,” “İnşaallah düzelir, daha iyi olur.” Bu gibi sözlerle görünürde hakkında konuştuğu kişiyi sevdiğini, iyiliğini dilediğini demeye çalışmakta; ama gizliden gizliye de o kişinin bozulmuş olduğunu, yanlışlar yaptığını ima etmektedir. Dinleyenin ikiyüzlülüğü de şu şekildedir: “Boşver gitsin, gıybet oluyor.” Bunlara benzer sözleri söylerken, aslında gıybeti gerçekten engellemek istemiyor; görünürde aksini savunsa da, içten içe o kişi hakkında gıybet yapılmasından hoşlanıyor.

  • Söz Taşımalı Gıybet: İnsanların sözlerini muhataplarına ara bozmaya yol açacak şekilde taşımak biçimindeki gıybettir. Şöyle der Hz. Peygamber (a.s.m.):

“(Arabozucu) söz taşıyan cennete giremeyecektir.”

Kur’ân bizi uyarır:

“Ey inananlar, eğer bir fasık size bir haber getirirse onu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.”

Hasan-ı Basrî şöyle der:

“Başkalarının sözünü sana ileten, getiren, muhakkak senin sözünü de başkalarına iletir. … Zira onun yaptığı hem gıybet, hem zulüm ve hıyanet, hem de aldatma ve haset, hem nifak, fitne ve hiledir.”

Elbette başkalarının sözlerini nakletme hakkımız var. Ama, “Sevgili arkadaşım veya aziz hocam şöyle demişti…” gibi bir dostluk ifadesiyle başlayacak isim zikrini, ancak sözün sahibinin güzel ve duyduğunda hoşuna gidecek olumlu sözleri takip edebilir. Yoksa, “Adam senin -veya filancanın- hakkında dedi ki…” şeklinde başlayıp, sözün sahibini üzecek bir cümle söyleyen, kendisini felaketler arasından felaket beğenmeye hazırlansın.

  • Kitlesel Gıybet: Yukarıda ayrımlaştırılan gıybet türleri tek tek bireyler hakkında olabileceği gibi kitleler ve insan toplulukları hakkında da olabilir. Bir topluluk hakkında gıybette bulunanın kurtulabilmesi için o topluluğun tümünden affedilme dilemesi gerekir. Kitlesel gıybet, bir insanın irtikap edebileceği, altından kalkılması en zor, en acınası, en dehşetli gıybettir. Yukarda geçen âyetin “…Yoksa bilmeyerek bir kavme sataşırsınız…” şeklindeki bölümü, ‘bir kavme sataşma’ terimiyle suçun kitlesellik tehlikesine vurgu yapmaktadır.Filan partilileri, falan spor takımını tutanları, filan cemaat, din veya mezhep mensuplarını veya filan ırka, milliyete mensup insanları küçümseyen, onlarla alay eden gıybetçilerin ebedî âlemde ödeyecekleri tazminat inanılmaz ağır olacaktır. Bu açıdan örneğin yalnızca bir Temel fıkrasını anlatan, eğer bu fıkra Karadenizlileri rencide etmişse, tümüne bunun manevî tazminatını ödemeye mahkûm olacağını iyi bilmelidir. Eğer bir Nasrettin Hoca fıkrası anlatacaksak, “Acaba merhumu gıyabında rencide eder miyiz?” diye korkmalıyız. Birkaç kişiyi on saniye güldürmek uğrunda şerefimizi ateşe veremeyiz. En dehşetli akıbetler alay edenler için hazırlanmıştır ki, Kur’ân onlar hakkında, “onların vay hâline!” buyurur Hümeze sûresinde.

    İnanç sistemimizi aşağılayan, kitlesel gıybetler ve iftiralar yapan sözler medyada hemen her gün yayınlanıyor. Bu saldırıların her birini ruhumuzdan kanlar fışkırtan paslı mızraklar olarak algılıyoruz. Onurumuza yapılan bu saldırılar çoğu zaman uykularımızı kaçırıyor. Okul kapılarında ağlaşan gencecik evlatlarımızı gördükçe çaresizlik çığlıkları koparıyoruz. İnsanlık onuruna saygı duyan herkes, bu kitlesel gıybet ve iftiralar altında inliyor.

    Türkiye’de bir siyasetçi bir diğer siyasetçiye ‘… onbaşı’ diyerek, onbaşılığı aşağıladı. Bir -veya iki- onbaşı rencide olduğu için manevî tazminat davası açtı ve kazandı. Tüm onbaşılar da aynı davayı açabilir ve aynı tazminatı kazanabilirlerdi. Hatta eğer Türkiye’de insanlar haklarını korumak için dava açma cesaretine ve alışkanlığına sahip olsalardı, o tür sözleri söyleyenlerin tüm servetleri tek bir cümle yüzünden eriyip gidebilirdi. İnsan adaleti bu onurlu sonucu gerektiriyorsa, ebedî adaletin bu hesabı soracağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.

  • Paylaşımlı / Ortaklaşa Gıybet: Gıybeti yapan, sadece onu söyleyen veya ima eden değil, aynı zamanda rıza ile dinleyendir veya yapmasa da yapılmasından hoşlanandır. Cinayeti izlerken gücü yettiğince karşı koymayan da katil sayıldığı gibi, yanında gıybet yapıldığı halde müdahale etmeyen de tam olarak o gıybetin ortağı olacaktır. Gıybet bu yönüyle -gizli biçimi hariç- ancak birden fazla kişinin ortaklaşa irtikap edebileceği fuhuş gibidir.Sevgili Peygamberin (a.s.m.)

    “Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken kardeşine yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.”

    şeklindeki sözü, gıybeti dinleyenin sorumluluğuna işaret eder. Hatta bu hadis, gıybeti yapandan çok, yanında gıybet yapıldığı halde derhal müdahale edip kardeşinin onurunu korumayanı tehdit ediyor. Anlıyoruz ki, huzurlarında yapılan—haksız—gıybete küçücük korkuları yüzünden müdahale etmeyenler, onurlu bir hayat sürdüremeyecekler.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *