Esmaül Hüsna

0

Allâh (Azze ve Celle)‘ın İsimleri ve Mealleri

 

 O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Haşr sûresi, 24

Esmaül Hüsna

 

Esmâ-i Husnâ ile ilgili olarak Buhârî (Kuddise Sirruhu) ve Müslim (Kuddise Sirruhu)‘in derlediği günümüze kadar elden ele gelen hadîs-i şeriflerin yer aldığı eserlerde Peygamber Efendimiz (Aleyhisselâtü vesselâm)‘in şu şekilde buyurduğu rivayet edilmektedir:

Azîz ve Celîl olan Allâh’ın (Kur’an’da) 99 ismi vardır. Kim bunları sayar (anlamını düşünüp teker teker okur)sa, cennete girer.” buyurulmuştur. 
Buhârî ve Müslim

“Kim bunları (Esmâ-i Husnâ’yı) mânâlarını anlayarak sayar, bunlarla Allâh’ı zikrederse cennete girer.” 
Tirmizi, Hâkim, Beyhaki, İbni Habban


Şâh-ı Nakşıbendi Hazretleri
(Kuddise Sirruhu) bu hadîsle ilgili olarak buyurur ki:

“Bu hadîs-i şerîfteki “ahsâ” kelimesinin bir mânası saymaktır. Diğer bir mânası ise bu ism-i şerîfleri öğrenip bilmektir. Bir mânası da, bu esmâ-i şerîfin mûcibince amel etmektir. Meselâ “Rezzâk” ismini söylediği zaman rızkı için asla endişe etmemeli. “Mütekebbir” ismini söyleyince Allâh-u Te’âlâ’nın azametini ve kibriyâsını düşünmelidir.”


1- Allâh
(Celle Celaluhû): Kendisinden başka İlah olmayan, her şeyin gerçek sahibi, yaratıcısı ve kendisinden başka ibadete layık olmayan (yaratılmışların) mahlûkatın tek mâbûdu demektir.

2- Er-Rahmân: Dünyada iyi-kötü, zengin-fakir, küçük-büyük, mü’min-kâfir ayırt etmeden bütün mahlûkata muhtaç oldukları rızkı veren, merhamet eden, şefkat gösteren himayesi altına alıp besleyip büyüten demektir.

3- Er-Rahîm: Rahmet, merhamet, şefkat eden. En iyi şekilde koruyup bağışlayan; rahmet ve merhamet sahibi. Bağışlama sahibi.

4- El-Melik: Bütün kâinatın mutlak ve hakiki sahibi ve mutasarrıfı, bütün mevcudatın gerçek sahibi ve hükümdarı olan.

5- El-Kuddûs: Tüm mahlûkatı maddi ve mânevî kirlerden, ayıplardan temizleyip arındıran anlamına gelmektedir.

6- Es-Selâm: Selâm, emniyet, güven ve esenlik sahibi, yani her çeşit ayıptan selâmette, her türlü âfetten beri, emniyet içinde demektir.

7- El-Mü’min: Yerlerde ve göklerde îman nurunu uyandıran, kendisine sığınanları af eden ve azaptan kurtaran. Emniyet verici, emin kılan, güven veren, vaadine güvenilen, yarattıklarını zulmünden emin kılan. Kıyamet günü mü’min kullarını azabından koruyan. Gönüllerde îman ışığını parlatan. Vaadini yerine getiren, kıyamete inananların şehadetini kabul eden.

8- El-Müheymin: Bütün varlıkları ilmi ve kontrolü altında tutan, görüp gözeten, himâye eden demektir.

9- El-Azîz: İzzet, azamet, şeref ve onur sahibi. Mağlup edilmeyen, edilmesi mümkün olmayan, daima galip gelen. Kahreden, galebe çalan; sonsuz izzet sahibi olan. Aynı zamanda sevgili, dost, çok nurlu, nadir anlamına gelir -ki Allâh’tan daha güzel dost ve daha candan sevgili olamaz-.

10- El-Cebbâr: Emrine karşı konulmayan, mahlûkatı mecbur eden, ne isterse istediğini zorla da olsa yaptıran; gücü ve kuvveti sınır tanımayan, hiç mağlup olmayan demektir. Eksikleri tamamlayan, kırıkları tamir eden anlamına gelir.

11- El-Mütekebbir: Sonsuz büyüklük ve azamet sahibi. Mahlûka ait sıfatlardan münezzeh demektir. Büyüklenme hakkına sahip olan tek varlık, her şeyi yaratan ve hükmeden, her şeyin sahibi olan Allâh’tır.

12- El-Hâlık: Yaratan, yoktan var eden, her şeyin varlığını ve varlığı süresince görüp geçireceği her hâlleri, hadiseleri tayin ve tespit eden ve ona göre yaratan Allâh-u Te’âlâ.

13- El-Bâri: Mahlûkatı hiç yoktan, örneksiz yaratan, âzâ ve cihazlarını birbirine uyumlu yapan demektir. Gerek insanlarda, gerekse hayvanlarda şekil ve benzerlikleri göz önüne alınırsa, bunlardaki uyumluluk ve âzâların yerleştirilmelerindeki ahenk göze çarpar.

14- El-Musavvir: Her varlığa en uygun şekli veren, farklı sûretlerde yaratan, tasvir eden, şekillendirip biçimlendiren.

15- El-Gaffâr: Kullarının hatalarını ve günahlarını sürekli ve tekrar tekrar, çokça affedip bağışlayan, kullarının ayıplarını örtücü; kötüyü, çirkini örten demektir. Affetmesinin bir özelliği olarak, kulunun işlediği günahları kendisine unutturan anlamına geldiği de kaydedilmektedir.

16- El-Kahhâr: Mutlak galip ve her an kahretmeye muktedir olan, her şeye galip gelen, gücünün üstünde güç olmayan ve bütün düşmanlarını kahreden. Düşmanlarını ezmekte, mazlumları korumakta ve masumları ezip haklarını gasp edenlerden geri alma konusunda  Allâh’tan başka daha güçlü ve daha çabuk kimse yoktur. Kendisine yükselen sesleri işitir. Sahiplerinin kim olduğunu en ince ayrıntılarına kadar bilir. Masumları ve mazlumları korur, ezdirmez.

17- El-Vehhâb:
Karşılıksız ve sebepsiz olarak bolca ihsan eden, ikram ve hediyelerde bulunan. Yüce Allâh, bu isminin gereği olarak dilediğine ilim ve hikmet, hidayet, dilediğine de mal-mülk, makam ve mevki, şan-şöhret ihsan eder.

18- Er-Rezzâk: Dilediğine bol bol rızık veren; rızka muhtaç olan bütün mahlûkata rızkını veren. Yarattığı varlıkların hayatını devam ettirecek maddi manevi muhtaç oldukları her türlü rızkı verip son nefeslerine kadar yaşamalarını sağlayan.

19- El-Fettâh: Her türlü zorluk ve müşkülleri çözen, maddî-mânevî bütün kapıları açan. Kulların arasında hakim olan. Her şeyi hikmetle açan.

20- El-Alîm: Canlı veya ölü, küçük veya büyük, gizli veya açık, kalpte, kafada olan veya dışa vurulan şeyi en ince ayrıntısına kadar  hakkıyla bilen.

21- El-Kâbıd: Lütuf ve hikmetiyle istediğinin maddî ve mânevî rızkını daraltan. Sıkan, daraltan.

22- El-Bâsıt: Dilediğine rızkı açan ve genişleten Allâh-u Te’âlâ’dır.

23- El-Hâfıd: Zalimleri, zorbaları ve firavunları alçaltan, onları hor-hakir ve zelil eden, saltanatlarını devirip değersiz kılan.

24- Er-Râfi’: Dilediğinin makam ve mertebesini yükselten, dostlarını yücelten; dilediğini aziz kılan. Zilletten izzete terfi ettiren, düşeni kaldıran, dereceleri artıran.

25- El-Mu’ız:
İstediğine izzet ve şeref verip yükselten, ağırlayan, onurlandıran.

26- El-Müzil: İstediğini zelil edip alçaltan, süründüren, hor-hakir  eden. İstediğinden izzet ve şerefi çekip alan.

27- Es-Semi’: Gizli açık, alçak-yüksek, küçük-büyük her varlığın bütün seslerini ve hareketlerini duyan, her sesi, her yalvarışı ve yakarışı dinleyip işiten.

28- El-Basîr: Her şeyi bütün incelikleriyle gören Cenâb-ı Hakk, bütün varlıkların en küçük hareket ve davranışlarını, imâ ve işaretlerini bilir ve görür. O’nun görmesi için gece veya gündüz fark etmez, ışık veya karanlık gerekmez. Onun görmesi için göze veya başka bir alet ve cihaza ihtiyacı yoktur. Bütün kâinatı ve içindekilerin hâl ve davranışlarını görür, kontrolü altında tutar.

29- El-Hakem: Her şeye hakkıyla hükmeden, her şeye hakim olan; her hakkı yerine getiren.

30- El-Adl: Hakkı ve gerçeği bilerek doğru hüküm veren, zulmetmeyen. Sınırsız, sonsuz adalet sahibi. Allâh mutlak adildir; zulmü ve zalimi sevmez. İnsanlar ve hayvanlar arasında hükmederken onlara ait en ince ayrıntıları, niyetleri ve davranışları bilen yalnız Allâh’tır. Herkese ve her şeye adaleti şamil, hiç bir şeyi atlamayan, hiçbir ayrıntıyı unutmayan yine Allâh’tır.

31- El-Latîf: Lütuf ve keremi bol olan, lütfeden, inâyet ve ihsânı sınırsız olan. Kulun istek ve ihtiyaçlarını yumuşaklıkla ve kolayca ulaştıran. En ince, nasıl yapıldığı bilinmeyen işleri bilen, derinliklere ve bilinmezlere nüfuz eden. Akla hayale gelmeyen yollardan ve yerlerden kuluna nimetler, hayırlar ve faydalar çıkaran, sürekli lütfeden.

32- El-Habîr: Olmuş olan, olmakta ve olacak olan her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan. Haber almak, bilgi edinmek için herhangi bir araca ihtiyacı olmayan.

33- El-Halîm: Yarattıklarına son derece yumuşak muamele eden, affı, bağışlaması ve müsamahası sınırsız ve kullarına daima hoşgörülü davranan.

34- El-Azîm: Büyüklüğünün sınırı, emsali, ölçüsü olmayan, kendisine büyük ümitler beslenen. Bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve mukaddes, her şeyden ulu, herkesten yüce, şânı büyük, azametli.

35- El-Gafûr: Kulların günahlarını, hatalarını ve kusurlarını çokça bağışlayan, bağışlamaktan bıkmayan, usanmayan. Affı ve bağışlaması sonsuz olan.

36- Eş-Şekûr: Kendi hoşnutluğu ve rızasını kazanmak niyetiyle yapılan işleri bol sevapla karşılayan ve mükâfatlandıran.

37- El-Aliyy:
Her şeyiyle yüce ve yüksek olan. Büyüklüğü, yüceliği, ilmi sonsuz olan.

38- El-Kebîr: Celâlinin (büyüklük) ve şânının yüceliğine hudut olmayan. Ne kadar büyük olduğunu ancak kendisi bilen. Büyüklük ve ululuğu hiçbir varlık tarafından bilinmeyen ve bilinmeyecek olan.

39- El-Hafîz: İyi-kötü, küçük-büyük, güzel-çirkin, doğru-yanlış, gizli-açık yapılan bütün iş ve davranışları, bütün incelikleri birlikte zapt edip saklayan, koruyan demektir.

40- El-Mukît: Her şeye muktedir olan; her türlü mahlûkata münasip rızık veren.

41- El-Hasîb: Bütün varlıkların hayatları boyunca gizli ve açık yapıp ettikleri bütün iş ve davranışlarını kayıt alıp çetelesini tutan; hesabını gören ve her şeye gücü yeten.

42- El-Celîl: Büyüklük, yücelik ve ululuk sahibi olan.

43- El-Kerîm: Cömert, iyiliksever, iyilik ve ikramı bol ve bütün mevcudata yeter.

44- Er-Rakîb: Bütün varlıkları her an gözeten; bilen, koruyan, bütün işleri denetleyen Allâh-u Te’âlâ Hazretleridir.

45- El-Mucîb: Kulların duasını kabul edip cevap veren. Cenâbı-Hakk, canlı-cansız, akıl sahibi veya buna kabiliyeti olmayan mahlûkatın istek ve ihtiyaçlarını onlardan daha iyi bilir ve görür. Kullarından biri ister hâl diliyle, ister konuşma diliyle istek ve ihtiyacını arz edip istekte bulunsa kulun duasını işitir ve istediği cevabı verir.

46- El-Vâsi: İlim ve ihsânı her şeyi içine alan, zenginliği ve rahmeti her şeyi kuşatan. Affı ve mağfireti geniş, nimet ve ihsânlarıyla darlığa düşmeyen anlamındadır.

47- El-Hakîm: Hikmet sahibi olan; her şeyi yerli yerinde yapan. Cenâb-ı Hakk Hakîm’dir. Hikmetli iş yapar. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesap eder.

48- El-Vedûd: İtaatkâr kullarını çok seven, onlardan razı olan ve çok sevilen. Allâh’a itaat etmek ve O’nun sevgisini, ilgisini kazanmak, bir sınav için yaratılan insanın en büyük gâyesi, en önemli meselesi olmalıdır. Allâh kullarını sever ama itaatkâr kullarını daha çok sever. İman eden ve imanının gereği olarak ibadet eden, emir ve yasaklarına uyan kullarını daha çok sever.

49- El-Mecîd: Azameti, büyüklüğü, şânı, şerefi, kadr-ü kıymeti ve hakimiyeti sonsuz; ihsân ve keremi geniş olan.

50- El-Bâis:
Peygamberler gönderen; mahlûkatı ölümden sonra ahirette yeniden dirilten. Cenâb-ı Hakk Peygamberler göndermekle bir şeyi bize hatırlatmaktadır. Bizi bu dünyaya gönderip sınamakta olduğu ve daha sonra ölümümüzün ardından başka bir âlemde yeniden dirilterek hesaba çekecek olmasıdır.

51- Eş-Şehîd: Kendisine hiçbir şey gizli olmayan, her yerde hazır ve nâzır olan ve her yapılanı gören.

52- El-Hakk: Varlığı ve ilahlığı inkâr edilemeyen, gerçekten var olan, varlığı hiç değişmeden duran, hakkı izhar (gösterme, ortaya çıkarma) eden, ezeli ve ebedi olarak var olan demektir.

53- El-Vekîl: Kendisine güvenen kullarının işlerini en iyi şekilde yoluna koyan, kulların rızkına kefil olan.

54- El-Kaviyy: Her şeye gücü yeten sınırsız kudret sahibi, asla yorgunluğa ve zaafa uğramayan, kayıtsız şartsız her şeye kadir olan, güç ve kuvveti sonsuz olan demektir.

55- El-Metîn: Hiç bir şey kendisini sarsmayan ve kendine güvenilen; hiç bir fiilinde sıkıntı çekmeyen; çok sağlam demektir.

56- El-Veliyy: Bütün mahlûkatına dost olan, son derece şefkatli ve iyilik eden. Mü’minlerin yâr ve yardımcısı olan demektir.

57- El-Hamîd: Hamd edilen, en çok övülen ve övgüye layık olan.

58- El-Muhsî: İlmiyle her şeyi sayan, büyük veya küçük hiçbir şey kendisinden gizli kalmayan. Cenâb-ı Allâh’ın ilmi ve ihâtası sonsuzdur. O’nun ilmi ve bilgisi, vasıtalarla edinilmiş veya gelişip yok olan, unutulan, eskiyen vb. eksik özelliklere sahip değildir.

59- El-Mübdi: Eşyayı yoktan ilk defa var eden, yaratan demektir. Yani mahlûkatı hiç yoktan, örneksiz, benzersiz yaratan demektir.

60- El-Muîd: Mahlûkatı hayattan sonra ölüme, öldükten sonra da tekrar hayata iade eden; öldüren ve dirilten.

61- El-Muhyî: İhyâ edip dirilten, canlılara hayat veren.

62- El-Mümît: Yarattığı canlılar için ölümü yaratan, öldüren.

63- El-Hayy: Gerçek hayat sahibi, diri ve canlı olan, her şeye hayat veren, can veren. Allâh (Celle Celaluhû) sürekli diri ve canlıdır. Varlıkları yaratan, hayat veren O’dur –ki bu özelliği kendisinin canlı ve hayat sahibi olmasından geliyor-.

64- El-Kayyûm: Gökleri ve yeri, bütün mahlûkatı ayakta tutan. Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde Allâh’ın Hayy ve Kayyûm olduğu birlikte zikredilmektedir. Bunlardan biri de hemen herkesin bildiği ve her gün okuduğu Âyet-el Kürsi’dir.

65- El-Vâcid: Yaratılmışların sahibi ve yarattıklarını her an bulan, bilen, gören ve işiten. Zenginliğinden hiçbir şey eksilmeyen, istediği her şeyi bulan, kendisine darlık, fakirlik ve acizlik ârız (kendiliğinden olmayıp sonra olan, yapışan, takılan) olmayan, kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan, istediğini istediği zaman bulan, ne bağışlarsa bağışlasın varlığından hiç bir şeyi eksiltmeyen. Kadri ve şânı yüce, kerem ve cömertliği sonsuz olan.

66- El-Macîd: Sonsuz şân, şeref ve yücelik sahibi ve ihsânı, cömertliği bol olan.

67- El-Vâhid: İsim, sıfat ve işlerinde ortağı olmayan; tek başına olan, yanında bir başkası olmayan. Allâh birdir, tekdir, eşi-benzeri, ortağı ve zıddı yoktur. Anne-babası, çoluk-çocuğu yoktur.

68- Es-Samed: Her şey ve herkes kendisine muhtaç olan, kendisi hiç bir şeye ve hiçbir kimseye muhtaç olmayan. Başka bir anlamda, dertlerin, kederlerin, istek ve ihtiyaçların verilip giderildiği tek kapı, tek müracaat kapısıdır.

69- El-Kâdir: Sonsuz güç ve kudret sahibi olan. Her istediğini istediği gibi, sonsuz güç ve kudretiyle yapan.

70- El-Muktedir: Her şeye gücü yeten. Kuvvet ve iktidar sahipleri üzerinde sulta kuran, istediği gibi tasarruf eden; kuvvet ve kudreti altında esir ve mahkûm tutan demektir.

71- El-Mukaddim: Takdim eden, dilediğini öne alan, ileri geçiren; her şeyi yerli yerine koyan.

72- El-Muahhir: Tehir eden, istediğini erteleyen, geriye bırakan; takdimi hak edeni takdim edip ileri geçiren; tehiri hak edeni tehir edip erteleyen; geri bırakan.

73- El-Evvel: Bütün eşyadan önce var olan demektir.

74- El-Âhir: Bütün eşyadan sonra bâkî kalacak olan demektir.

75- Ez-Zâhir:  Açık âşikâr. Varlığını ve birliğini belgeleyen (her yerde eserleri ve sanatlarıyla, tasarrufu ve gücüyle, azamet ve kibriyâsıyla tecelli eden) bir çok delilin bulunması açısından; varlığı aşikâr apaçık ortada olan, algılanabilen, apaçık görünen demektir.

76- El-Bâtın: Mahlûkatın nazarlarından gizlenen, her şeyin iç yüzünden haberdar olan.

77- El-Vâlî: Eşyanın mâliki olan ve onlarda tasarruf eden, mahlûkatın işlerini yoluna koyan.

78- El-Müteâlî: Mahlûkatın sıfatlarından uzak olan, bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âli olan. İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından sonsuz sınırsız yüce ve pek yüksek olandır.  Her türlü benzetme ve tasavvurdan uzak ve üstün olan; her türlü kusurdan da münezzeh olan, pak ve temiz olan.

79- El-Berr: Katından gelen bir iyilik ve lütufla, kullarına karşı şefkatli ve merhametli olan. Mahlûkata, hayırlar ulaştıran; kullarına karşı müsamahakâr, şefkatli, merhametli, cömert ve ikramı, ihsânı bol olan anlamlarına gelir.

80- Et-Tevvâb: Kulun işlediği günahların cinsine, miktarına ve büyüklüğüne-küçüklüğüne bakmadan, bütün tövbeleri çokça kabul eden, günahlarını bağışlayan.

81- El-Müntekim: Dilediğine ceza vermede şiddetli davranan, suçluları müstahak oldukları cezaya çarptıran. Acizlerin ve zayıfların alamadıkları intikamı onların yerine zalimlerden, zorbalardan alan.

82- El-Afüvv: Kullarının kendisine karşı işledikleri pek çok suç ve günahlarını lütuf ve merhametiyle çokça affeden.

83- Er-Raûf: Kullarına çok acıyan, çok şefkatli ve merhametli olan, merhamet eden.

84- Mâlik-ül Mülk: Mülkün ebedî ve tek sahibi. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, dilediğini öldüren, dilediğini yaşatan, dilediği gibi var eden, dilediğini yok eden; iradesine hiç bir şeyin ve hiç bir kimsenin müdahalesi söz konusu olmayan.

85- Zü’l-Celâl-i ve’l İkrâm: Hem yücelik, hem de fazl, şeref ve kerem sahibi, Celâl ve Kemâl’i mutlak ve hakiki olan Allâh-u Te’âlâ. İsm-i Âzam olduğu söylenen Allâh.

86- El-Muksit: Hükmünde adil ve insaflı olan, bütün hüküm ve işleri denk ve birbirine uygun olan.

87- El-Câmi: İstediğini, istediği yerde, istediği şekilde anında toplayan; kıyamet günü mahlûkatı toplayacak olan demektir.

88- El-Ğaniyy: Zatı, sıfatı ve fiillerinde hiçbir şeye muhtaç olmayıp her şey ve herkes her an kendisine muhtaç olan. Gerçek zenginlik sahibi olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan.

89- El-Muğnî: İstediğini, istediği anda, istediği kadar zengin eden. Mahlûkatının her türlü ihtiyacını giderip zengin eden.

90- El-Mâni: Dostlarını başkalarının eziyetinden koruyan, istediği her hangi bir şeyin meydana gelmesine engel tanımayıp gerçekleştirdiği gibi, istemediği bir şeyin de meydana gelmesine engeller koyup mani olan, kendisine karşı koyulamayan demektir.

91- Ed-Dârr: Hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyler yaratan.

92- En-Nâfi: Devamlı olarak bütün mahlûkata hayır ve fayda sağlayan, faydalı şeyler yaratan demektir.

93- En-Nûr: Bütün alemleri nuru ile nurlandıran, istediği gönüllere nur yağdıran, bütün varlıklara akıl, iz’an (itaat, dinleme, yürek keskinliği, inanç, anlayış, kavrayış), idrak (anlayış, akıl erdirme, yetişme, erişme, olgunlaşma, çağını bulma) veren, gönüllere hidayet (yol gösterme, doğru yola girme) ışığını yakan demektir. Açığa çıkaran; idrak ettiren; kendisiyle irşad olunan.

94- El-Hâdî: Her şeye istikamet kazandıran, yol gösteren, yön veren. Kullarına hidayet veren, doğru yola ulaştıran.

95- El-Bedî: Emsalsiz, benzersiz ve örneksiz olarak hayret verici âlemleri yoktan icat edip yaratan, eser ve ihsânlarıyla her yerde ve her şeyde apaçık görünen.

96- El-Bâkî: Varlığının sonu olmayan, sonsuz ve bâkî olan.

97- El-Vâris: Bütün mülk ve servetlerin gerçek sahibi; mahlûkatın yok olmasından da sonra bâkî kalan.

98- Er-Reşîd: Bütün işlerini ezelî hikmetine göre neticeye ulaştıran; mahlûkata maslahatlarını gösteren demektir.

99- Es-Sabûr: Âsîlerden intikam almakta acele etmeyen, cezalandırmayı belli bir müddet tehir eden.

… (Celle Celâlühû) …

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *